Yıl 1964. Doğu Berlin’den kalkan gece ekspresinin dar koridorlarında ölümcül bir sessizlik hâkimdi. Ajan Viktor, peşindeki suikastçılardan kaçarak kendini bagaj vagonundaki bir kasaya kilitledi. Görevi, kasanın içindeki mikrofilmi alıp hareket hâlindeki trenden atlamaktı.
Ancak kasanın mekanik kilidini açtığında, karşısında ikinci bir elektronik panelle karşılaştı. Panelde o günün tarihi olan dört haneli bir sayı yazıyordu: 6482.
Viktor cebindeki casus hesap makinesini çıkardı ama cihaz çatışma sırasında parçalanmıştı. Adımları yaklaşan suikastçının gölgesi kapının altından sızarken, panik içinde aklından çarpmaya çalıştı: '6482 çarpı 40... artı 6482 çarpı 5... elde var 1...' Zihni korkudan kilitlenmişti. İşlemi kafasından yapmak saniyeler sürecek, asit tüpü kırılacaktı.
Tam o anda Viktor, akademideyken kriptografi hocasının ona öğrettiği bir zihinsel illüzyonu hatırladı. Bazen bir sayıyı büyütmeye çalışmak yerine, onunla oynamak çok daha kolaydı.
Viktor derin bir nefes aldı ve zihnini serbest bıraktı. Kâğıt kalem olmadan işlem saniyeden daha kısa sürdü:
Kapı kolu dışarıdan zorlanırken Viktor tuşlara bastı. Yeşil ışık yandı, kasanın kilidi bir klik sesiyle açıldı. Suikastçı içeri daldığında, Viktor elinde mikrofilmle çoktan vagonun açık penceresinden gecenin karanlığına atlamıştı.